Copyright 2017 - Custom text here

Zaman'dan İlhan Atılgan'ın yaptığı tanıtım...
---------------------
Biz; İslam’ın ilerlemeye engel olduğu savının pratikte yanlışlanmaya başladığını görerek yetişen kuşak, pek farkında olmasak da, bu tartışma zihin tarihimizin dönüm noktasıdır. 


Aslında Tanpınar’ın, "Bir medeniyet kriziyle başlar." dediği şey, yalnızca çağdaş Türk edebiyatı değil, bütün bir toplumsal yaşayıştı. Tartışmanın odağındaki, İslam’ın ilerlemeyi engellediği yönündeki yanlış ve özellikle bir dönemde yaygın olan kanı, görmezden gelinemeyecek olası sorunları o zamandan haber veriyordu. Bu yargıya verilen cevapların çoğunun aynı argümanlarla temellendirilmemiş olması da kuşkusuz, savı öne sürenlerin yeterince ikna olmamasına ve sorunun güncelliğini yitirmemesine sebep olmuştu. Düşünce dergisi ‘Düşünen Siyaset’, yeni yayınlanan sayısında, geçmişten bugüne, bu sorunu irdeliyor. Dergide, Osmanlı’daki ilk Batılılaşma hamlelerinden günümüze dek uzanan bir tabloyu bulmak mümkün. Hilmi Yavuz’un yol göstericiliğinde, 7 ana bölümü içerecek biçimde hazırlanan "İslam ve İlerleme" dosyasında, Ahmet Yaşar Ocak, İslâmî bilimlerin çağdaşlaşma karşısındaki tutumunu; Nihal Bengisu Karaca, İslam’ın ve aydınlanma düşüncesinin ‘akıl’ kavrayışlarını; Sadık Yalsızuçanlar, Bediüzzaman’ın ‘Hutbe-i Şamiye’de yaptığı ilerleme çağrısını ele alıyor. Dergiye ayrıca yazılarıyla Ali Yaşar Sarıbay, Avni Özgürel, Mustafa Armağan, Yaşar Nuri Öztürk gibi isimler katkıda bulunmuş. Klasikler adlı bölümde, Auguste Comte’un Mustafa Reşit Paşa’ya yazdığı bir mektubun çevirisi ve "Ahmet Midhat Efendi’nin Draper’a Cevabının Mukaddimesi" var. 

İslam ve ilerleme arasındaki sözde paradoksal ilişkinin, bizi artık pek de ilgilendiren bir tarafı kalmamış olabilir ancak burada Türk modernleşmesinin temel sorunsalından söz ediyoruz. Kim ne derse desin, modernleşme serüvenimizin temelindeki olgu, İslam’a karşı belirlenecek tutumdur. Bu konu üzerine kafa yormak, bir yandan da, tartışmayı şekillendiren kavramlar hakkında bir alan temizliği yapmayı gerektiriyor. İlerlemeyi çağdaşlaşmayla özdeş sayan anlayışın tek seçenek sanıldığı bir ortamda, böyle bir ayıklama kuşkusuz pek çok şeyi yerli yerine oturtacaktır. Kaldı ki, Bediüzzaman’dan bu yana, zamanın düz değil, döngüsel bir rota çizdiğini biliyoruz. İslam kültürünü tartışmak, nesnel ölçüler içinde kalındığında daima İslamiyet’in yararına olmuştur. Bu tartışmanın, pratikte yanlışlanan eski bir savı, zihinsel düzlemde de artık geçersiz kılabilecek düzeyde metinlerin yazılmasına sebep olduğunu görmek mutluluk verici. Kısaca, Düşünen Siyaset’in bu sayısı, Ernest Renan’ın 1883’teki attığı çamurun izinin artık silinmeye iyice yüz tuttuğunu ve bu konuda, zamanın en iyi hüküm verici olduğunu gösteriyor. 

04.08.2004 
M. İlhan Atılgan