Copyright 2017 - Custom text here

Zaman Gazetesi'nde Ahmet Turan Alkan'ın yazdığı makale:

Arife günü postadan “iyi haber” çıktı: Adı “Düşünen Siyâset”, formatı aylık dergi; yayın yeri Ankara; genel yayın müdürü âşina bir isim: “Türk konuşmaya utanır, dövüşmekten utanmaz” darbımeselini tersine çevirecek derecede münakaşacılığı ile dikkat çekmekten başka yaptığı azîm tercümeler ve kıymetli müellefâtı ile tarihçiliğimizi ve zihnî iklimimizi zenginleştiren bir ilim adamı: Mehmet Ali Kılıçbay. “Vira Demir” başlıklı giriş yazısında beni zevkten âdeta eriten bir cümlesi var; derginin yayın siyasetini tarif ederken diyor ki, “Bu dergide yayınlanacak yazıların bazı ortak özellikleri olacak. Her şeyden önce Türkçe olacaklar, yani hızla kaybetmekte olduğumuz anadilimize bağlılıklarını sürdürecekler.” 


İsâbetli bir tercihle “nohûdî” kâğıda basılan derginin ilk dosya konusu “kriz.” İlk sayıya emeği geçenlerin çoğunu tanıyacaksınız: Hüseyin Hâtemi / Krizin kritiği, Bahar Ö. Düzgören / Haydi kemik, haydi bir düşeş!.., Osman Bilen / Özgürlük krizi üzerine, M. Ali Kılıçbay / Nominal tarihle reel tarihin karşılaştığı noktada kriz, Süleyman Seyfi Öğün / Milliyetçilik; demokrasinin kriz kaynağı mı?, E. Fuat Keyman / Türkiye’de yönetebilirlik ve meşruiyet krizi, Ömer Çaha / Son kalenin çırpınışı, Nuray Mert / Siyasî kriz ve kriz siyasetleri, Koray Düzgören / Krizsiz yaşayamayan toplumun bireyi olmak, Coşkun Can Aktan / Türkiye’de güç odakları ve yozlaşan demokrasi, Gökhan Bacık / Kriz coğrafyanın bir neticesidir. 
“Medhal”ine Ahmed Cevdet Paşa’nın “Tezâkir”inden mânidar bir iktibas yerleştiren dergide Ekrem S. Âram’ın Attilâ İlhan’la yaptığı bir sohbet de yer alıyor. “Attilâ Bey, ahvâl nasıl?” başlıklı sohbet, tam bir Attilâ İlhan klasiği: Cesur, şaşırtıcı, Türkkâri, sıcak, bütüncü ve şâirane. “Şiiriyet”i zihnî cehd ile imtizâc ettirebilmek bakımından Attilâ İlhan’ın entelektüel iklimimizde, en azından Divan Pastahanesi’ndeki mûtâd masası kadar tehî, itibarlı ve bilek hakkıyla iktisab edilmiş bir mevkii var. Önemli şeyler söylüyor (özet benim): “Türkler krizden hoşlanmazlar; eğer aksi vârid olsaydı büyük oy farkıyla iktidara geldikten sonra askerî darbeyle indirilen ve mahkeme kararıyla asılan Adnan Menderes’e revâ görülenlere isyan ederlerdi.” Attilâ İlhan’a göre Avrupa 16. yüzyılda gördüğü kâbusu asla unutamamıştır; batısında Endülüs, doğusunda Avusturya içlerine kadar nüfûz etmiş bir Osmanlı varlığı! 19. yüzyıla kadar hep AvusturyaMacaristan’la savaşırız. O zaman zarfında Rusya ile aramızda sanki akdedilmemiş, zımnî bir saldırmazlık anlaşması var gibidir. Osmanlı ve Rusya, Avrupa tarafından daima bir tehdit unsuru olarak algılanmıştır. OsmanlıRus savaşları 19. yüzyılda başlar çünkü bizi zaafa düşürmek için bu iki gücü çatıştırmayı ancak bu yüzyılda, yani siyasî ve askerî inisiyatifi ele geçirdikleri esnâda başarabilmişlerdir. İstiklâl Harbi’nin muvaffakiyetinde TürkSovyet dostluğunun payı ihmâl edilmemelidir. Soğuk savaş döneminde Avrupa Türkiye ile Sovyet blokunu birbirine mevzilendirerek hamle üstünlüğü kazanmıştır. Türkiye’de sağsol kavgasını müteakiben Ermeni terörürün azdırılması, ardından Sovyet bloku dağılınca Kürt kartının gündeme getirilmesi hep bu hesaba bağlıdır. Ama Türk halkı kriz sevmediği için Türkiye’de bir KürtTürk gerilimi yaşanmadı: “Çünkü Türklerle Kürtler bin senedir beraber yaşıyor. Hepimizin akrabası, yengesi, arkadaşı, şusu busu Kürt veya Türk. İşte bu yüzden de beklenen olmadı ve kimse birbirine girmedi.” 
Bu haliyle bile Türkiye’nin dünyada ekonomik büyüklük bakımından 16. sırada yer aldığını, 60 küsur milyon nüfusu, Yunanistan’ın nüfusuna denk öğrenci sayısı ve 80 üniversitesi, kendi coğrafyasında kimsenin boy ölçüşmeye cesaret edemediği ordusu ile “büyük devlet” olduğunu ileri süren Attilâ İlhan, gerçek mânâda büyümenin yaygın kanaatin aksine eğitimle değil, iktisâdi kalkınma ile mümkün olabileceğini söylüyor; “Çünkü eğittiğimiz her herif hain çıkıyor. Batı’ya gönderiyoruz adamları, Türkiye’ye yardımcı olsunlar diye. Ya orada kalıp aleyhimize çalışıyorlar ya buraya gelip aleyhimize çalışıyorlar... Türkler eğitimle bu iş oluyor sanıp mektepleri buraya getirmiş, gâvur yetiştirmişlerdir.” 
Bu kadar iktibas yeter çünkü “Düşünen Siyâset” dergisine erişmeniz için merak edeceğiniz şeyler de kalmalı. Derginin fiyatı 850 bin lira. Haberleşme adresi: Atatürk Bulvarı 105 / 812 Kızılay – Ankara. Telefon: 0312 213 88 37, Fax: 418 36 94. Derginin şubat sayısında futbol, martta ise üniversite konusunun ele alınacağı duyuruluyor. 
Nazar değer endişesiyle bir tenkidimi iliştirmeden geçmeyeceğim; makalelerin ilk sahife mizanpajı, gençlik yıllarında “tipo” tekniğinin çaresizliği ile tevessül ettiğimiz geometrik zevksizliklerden bir numûne gösteriyor; Sayın Kılıçbay’ın “genel yayın müdürü” sıfatıyla ağırlık koyduğu bir tasarruf olsa gerek diye vebâline girdim; yanıldıysam bu haberi size duyuracağıma söz veriyorum. 
Düşünen Siyâset güzel dergi. Kılıçbay Hoca, “Bu da iyi bir düştür” diyor medhal yazısında, bize de “hayrolur inşaallah!” demek düşüyor. 



25 Ocak 1999-Zaman