Copyright 2017 - Custom text here

Behçet BATUR

Robert K.Merton anomiyi "Kültürel hedefler ve kurumsal araçlar arasındaki uyuşmazlık" olarak tanımlamaktadır.Merton'ın bu anomi kavramsallaştırmasının Türkiye toplumunun aydınlatılması noktasında son derece analitik olduğunu düşünüyorum.Öyle ki değerler ve yapılar arasındaki uyuşmazlık Türkiye toplumunda açıkça göze çarpmaktadır.Sanki Merton bu kavramı Türkiye toplumu için geliştirmiş gibidir.

 

İmparatorluk Osmanlısının bir ulus-devlet olarak Türkiye'ye dönüşmesini ve bugüne kadar yaşanan gelişimini anlamaya çalışırken bu kavramdan faydalanabiliriz. Osmanlı imparatorluğunun sosyal ve kültürel yapısı arasında çatışmacı bir yapı mevcut değildi.En azından yapı-değer ilişkisi anomik bir karaktere sahip değildi.Osmanlının son dönemleriyle birlikte,yani imparatorluğun Batı'nın sosyal ve ekonomik etkisi altına girmeye başlamasıyla birlikte yapı ve değerler arasındaki mesafe açılmaya başladı.Bu süreç Kurtuluş Savaşı sonrasında meydana gelen sosyal ve politik devrimlerle birlikte yapı-değer bağı iyice zayıflamaya başladı.Bunu nedeni de Cumhuriyet döneminde yapılan devrimlerin kültürel yapıdan doğmamış olmasıdır.Sonuçları itibariyle küresel bir etkiye sahip olan Fransız İhtilali'nin etkisi altında yapılan Türk devrimleri imparatorluk kültürünün temelleriyle bir uyuşmazlık sergilemeye başlamıştır.

Sözgelimi demokrasi, siyasal katılım,laiklik,pazar ekonomisi vb. kavramlar Osmanlı kültürüne yabancı kavramlardı.Bu kavramlar üzerine oturtulmaya çalışılan Türkiye Cumhuriyeti toplumsal kültürden bir kopuşu da beraberinde getirmiştir.Söz konusu kavramlar için gerek aydınlar eliyle gerekse de kitle iletişim araçlarıyla üretilmeye çalışılan felsefi/kültürel alt yapı girişimleri de bu kopuşun ortaya çıkardığı sorunları gidermeye yetmemiştir.Cumhuriyet döneminde yapılan sosyal ve politik devrimler zamanla kurumsallaşmaya başladıysa da toplumsal kültür ve ahlakla arasındaki gerilimi ortadan kaldırmaya yetmemiş,bugün bile Türkiye'nin sahip olduğu kültürel,dini ve ahlaki yapı,sosyal yapıyla bir bütünleşmeyi sağlayamamıştır.Sürece kültürel açıdan bakıldığında da durum değişmemektedir.Sözgelimi Osmanlı-İslam kültürel değerlerinden olan doğruluk,kardeşlik;rüşvet,zina ve faizin haram oluşu,dünyayı dini bakış açısından kavrama vs. gibi ahlaki değer ve inanışların sosyal yapıda karşılık bulması problemli hale gelmiştir.Bu durum sosyal yapı ve kültürel yapı arasındaki uyuşmazlığın ürettiği sıkıntılarla devam etmektedir.Türkiye sosyal/politik alanda gerçekleştirdiği büyük dönüşümü,kültürel alanda aynı düzeyde gerçekleştiremedi.Çünkü Avrupa'da gelişen demokrasi,serbest piyasa ekonomisi,laiklik,çoğulculuk ve siyasal katılım süreçlerinin kültürel ve felsefi alt yapısı vardı.Bu alt yapıdan yoksun olan Osmanlı kültürü üzerine bina edilen Cumhuriyet devrimleri,sağlıklı bir toplum oluşturamadı.Gerek söz konusu devrimlerin yorumlanışı ve uygulanışı gerekse de kültürel yapının adaptasyon sorunlarındandır dolayıdır ki bugün Türkiye toplumunun sosyal ve kültürel yapı arasındaki ilişki birçok problem içermektedir.İşte bu noktada bir "anomi" den söz etmek mümkündür.Anomi,sosyolojik anlamıyla toplumsal bir sorundur.Anominin Türkiye'deki sonuçlarından bazıları ahlaki yozlaşma,güvensizlik,kültürel doyumsuzluk,kimlik bunalımı,kültürel çatışma vs.dir.

Anomik Toplum ve Ahlaki Kriz

Toplumsal bütünleşme ve dayanışmanın en önemli sosyal/ahlaki değerlerinden biri de bireyler ve kurumlar arası "güven"dir. Bu değer,yani bireysel ve kurumsal güven,günümüz Türkiye'sinde aşınmaya ve zayıflamaya uğramıştır.Toplumu sağlıklı bir şekilde bir arada tutan güven ahlakının sarsılması ve buna paralel güvensizlik kültürünün yükselmesi,derin ve yaygın toplumsal ve psikolojik sorunlar ortaya çıkarmaktadır.Toplumsal hiçbir olay ve gelişme tesadüfi olamaz.Ya da tüm sosyal olaylar salt insan iradesiyle de açıklanamaz.Toplumsal olayları bu şekilde değerlendirmek olayları önemsememekten ya da bilgisizlikten kaynaklanır.Fiziğin kuralları olduğu gibi toplumun da kuralları vardır.Etki-tepki ya da neden-sonuç ilişkisi toplumsal olguların ve süreçlerin her alanında vardır.Durkheim ,"Sosyal bir olayın nedeni yine sosyal bir olaydır".diyerek toplumu nasıl ele almamız gerektiğini belirtmiştir.

Türkiye toplumunda yaşanan gelişmeler güven ve dayanışma kültürünü zayıflatmakta,bu değerlerin yerini yalnızlık hissi ve mücadele kültürüne bıraktığı gözlenmektedir.İnsanlarımızın içine yerleşmeye başlayan yaşam ve varoluş mücadelesi hep güven ahlakının zayıflamasına ve giderek ortadan kalkmasına dayandırılabilir.Söz konusu güven ahlakı sadece toplumsal güven değil tüm aşkın güven ahlakını da içerir.Yani dini değerlere karşı da bir uzaklaşma ve kopma gözlenmektedir.Bu süreçler birbirlerine bağlıdır.Bu durum iyi ve kötünün,doğru ve yanlışın ayırt edilemediği bir ahlaksal bunalım doğurmuştur.İçleri boşalan ve önemini yitiren ahlaksal değer ve idealler ,sonuçta kuşkucu ve çatışmacı bir kültürü doğurmuştur.

Anomi toplumunu farklı yaşam alanlarından gözlemleyebiliriz .Aile içi ilişkiler, aileler arası(komşu-akraba)ilişkiler,okuldaki öğrenci-öğretmen ilişkisi,siyasette seçen-seçilen ilişkisi,üretici-tüketici,işçi-işveren,medya-toplum vb. ilişkilerde bir güvensizlik hali söz konusudur.Günümüzde psikolojinin yükselişinin arka planında genel toplumsal düzenin çözülmesi,bireyleri birbirine bağlayan kültürel/ahlaki değerlerin yozlaşması ve çağdaş kültürün insanın arzu ve çıkar duygularını beslemeye dönük yapısı yatmaktadır.

Bugün Türkiye'de gelişen kültürel yapı,çatışmacı anlamıyla rekabeti teşvik,gemisini kurtaran kaptan anlayışı ve güç/başarı için her yol mübah ahlakıdır.Yükselen bu değerler derinden derine bir anomik toplum inşa etmektedir.Günümüzde yapılan çeşitli anketlerde en çok güvenilen kişi ve ya kurum sorgulanmaktadır.Burada dolaylı olarak güven duyulmayan kişi ve ya kurumlar da ortaya çıkmaktadır.Güven duyulmayan kişi ve kurum sayısının miktarı anomik toplumunun göstergelerinden biridir.

Anomik Toplum ve Gençlik

Güvenini yitirmiş bir toplumun en büyük mağdurları gençlerdir. Güvensiz bir toplumda sosyalleşen gencin sağlıklı bir ahlaki gelişiminden söz edilemez. Toplumuna güven kazanamayan bir genç daha çok bencil, uyumsuz,idealsiz ve kontrolsüz bir karakter edinmektedir.Gençlikte ortaya çıkan toplumsal problemlerin gerisinde güven duyabileceği kişi ve kurumların sayısının giderek azalması yatmaktadır.Gençlik güvensiz bir toplumda kendini gerçekleştirme ve ifade alanlarının darlığından dolayı istenmedik davranış ve yollara yönelebilmektedir.Güvensiz bir toplumda sağlıklı ve uyumlu bir şekilde sosyalleşemeyen gençlik problematik bir alan oluşturmaya başlamaktadır.Gençliğe gelecek konusunda umut veremeyen bir toplum gençlikten istenen davranış ve idealleri bekleyemez.

Gençliğin en önemli toplumsal sorunlarının başında ifade alanlarının darlığı, gençliğe dönük hedefler noktasında kısırlık ve gençliğin ciddiye alınma ve önemsenme problemidir. Ayrıca, bugün gençliğin ahlaki yapısı da diğer bir sorundur. Günümüzde doğru rehberliğe en çok ihtiyaç hisseden kesim gençliktir.Gençliğin bugünkü durumu toplumsal ve eğitsel rehberliği sorgulamamızı gerekli kılmaktadır.Gençliğe pozitif ahlaksal değerler sunamayan bir toplumda birey kendi ahlakını oluşturmaya yönelecektir.Bu süreç zamanla sosyal ve ahlaksal bir krizi üretmektedir.

Türkiye bugün Batılı anlamıyla modern bir gençlik üretemedi. Burada toplumumuzun eğitim felsefesi ve sosyolojisini irdelememiz gerekiyor. Eğitim kurumlarımız neden bilimsel düşünceye ve evrensel bir bakış açısına sahip bir gençlik yetiştiremedi?Bunun sosyal,kültürel,ekonomik ve politik etkileri nelerdir?Bunları da sorgulamamız gerekir.Oysa Türkiye gençliği kitle kültürüne,tüketim kültürüne yani popüler kültüre daha yakın durmaktadır.Bunları geniş bir şekilde düşünmemiz son derece önemlidir.

Anomik Toplumun Geleceği

Toplumsal değer ve ilkelerin zedelendiği, sosyal hayatta önemini yitirdiği bir toplumda güven ahlakının yerini kuşkuculuk ahlakı alacaktır.Yalnız bu kuşkuculuk,Descartesçı anlamıyla metodik kuşkuculuk değil ,belki de septik anlamıyla bir tavır olarak kuşkuculuktur.Septik anlamıyla kuşkuculuk,bugün,Türkiye toplumunda giderek artmakta ,toplumsal değer ve ilkelere olan inanç ve güven zayıflamaktadır.Bu durum özellikle genç kuşakta kendini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Anomik toplum mevcut haliyle sağlıklı bir yaşam sürmesi olanaksızdır. Güvensiz bir toplum bir risk, bir çatışma ve bir kriz toplumudur. Dolayısıyla güven verici ve sağlıklı bir toplum oluşturulmaya çalışılmalı ,anomik toplum üreten faktör ve süreçleri doğru analiz etmeli ve buna dönük adımlar atılmalıdır.Bu süreçte her şeyden önce eşitlik,özgürlük ve adalet kavramlarını pratikte maksimum düzeyde hayata geçirilmesi gerekir.Bu,kurumsal bir güven oluşturmaya yardımcı olacaktır.Yine düşünce ve ifade özgürlüğü,dini özgürlükler ve her nevi düşünce/inanç için yaşam alanları oluşturulabilir.Bu,kültürel güveni oluşturmaya yardımcı olacaktır.Çok önemli bir nokta da bilimsel düşünce ve bilgiyi önemsemek,üretmek ve topluma mal etmeye gayret göstermektir.

Kendi payıma Türkiye toplumunun içinde bulunduğu anomiyi ,yani sosyal yapı ve kültürel yapı arasındaki uyuşmazlığı gidermenin yolu eşitlikçi demokrasi,yani toplumsal kategorilerin ifade ve yaşam alanlarının sağlanması,doğru anlamıyla bilimsel düşüncenin yaygınlaştırılması,akılcı ekonomik kalkınma ve hoşgörü-ikna kültürünün oluşturulmaya çalışılmasıdır.Avrupa Birliği'ne yani Batı'nın çağdaş yaşam standartlarına ulaşmaya çalışan Türkiye'nin atacağı bu ve benzeri adımlar sosyal,ekonomik,politik ve kültürel dinamizmini bir şemsiye altında yeniden oluşturmaya yardımcı olabilir.Bu,Türkiye'nin bir anlamıyla kabuk değiştirmesine ve toplumu için-Türkiye için ve kendisi kalarak çağdaş dünyayla kendi ayakları üstünde durarak bütünleşmesine yol açabilir.Çünkü,bugün yapılacak herhangi bir sosyolojik araştırmada küresel faktörleri göz önünde bulundurmamak imkansızdır.Bundan dolayıdır ki yapılmaya çalışılacak toplumsal bir reform bilimsel ve küresel bir bakış açısını zorunlu kılmaktadır.

25.07.2007

- Düşünen Siyaset -